Anadolu Selçuklu emîri. Erciyes Dağı eteklerinde İncesu Şeyh Şaban ve Develi Kulpak köyleri arasına
çok sivri bir tepe üzerine türbe yaptırdı. Söz konusu türbede bulunan kitabe tarihine göre H 680 (M
1281) tarihinde hayatta bulunuyordu. O 1279 tarihinde, “sahte Selçuklu Sultanı Cimri” (Alâeddin Siyavuş)’
nin isyanında, Siyavuş’un kuvvetlerine karşı, Selçuklu Sultanı III. Keyhüsrev’in tarafında oldu.
Kazanılan savaşta önemli görevler yaptı ve Siyavuş’u esir alıp sultana getirdi. Selçuklu tarihçisi İbn Bibi’nin
kısaltılmış Farsça Selçuknamesinde “Çoban Cemal” olarak geçen Emîr Çoban, Eksiksiz İbn Bibi
tercümesinde “emîrlerin ve seçkinlerin efendisi Emîr-i Meclis Karahisarlı Cemaleddin Ebu Bekir” olarak
geçmektedir. “Karahisar” herhalde onun türbe yaptırdığı yere yakın olan Develi Karahisarı, yani
şimdiki Yeşilhisar olmalıdır.
Emîr Çoban’ın yaptırmış olduğu bu türbe yukarıda bahsedildiği gibi Şeyh Şaban (bu isimde köy içinde
bir türbe bulunmakta) köyü ile Kulpak köyü arasında, Erciyes Dağ’ında köylülerin “Evliya Dağı”
dedikleri sarp bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Gerçekten bu kadar sarp bir tepeye nasıl malzeme çıkarılıp
böyle bir türbe yapıldığı hayreti mucip olmaktadır. Tek katlı türbe klasik Selçuklu türbelerine
benzerlikler göstermektedir. İçten ve dıştan kesme taşla inşa edilmiş doğu-batı istikametinde uzanan
bir sivri tonozdan ibaret olan türbenin bu tonozunu içten iki kemer takviye etmektedir. Güneydeki
mihrap nişi yuvarlak kemerle neticelendirilmiş olup iki yanda iki yuvarlak rozet bulunmaktadır. Nişin
etrafı dikdörtgen bir silme ile çerçevelenmiştir. Doğu ve batıda iki penceresi bulunmakta olup doğu
penceresine özenilerek, yuvarlak delikli taş pencere kafesi etrafındaki söveler, üçlü geçme bordür, üç
köşeli yarım yıldız ve palmet motifleri ile süslenmiştir. Giriş kapısı güney duvarında doğuya yakındır.
Dış cephe ile beraber bozulup tekrar gelişi güzel yapılan kapı sövelerinden motifli parçalar da sağa sola
yerleştirilmiştir. Bina bu hali ile dış cephesi buradaki sert tabiat şartları sebebi ile yıkılarak basit şekilde
yenilendiği görülmektedir. Türbenin üzerinin şu anda toprak örtülü olduğu görülmektedir. Binadaki
tezyinatlı taşlar devrinin özelliklerini göstermektedir.
Türbe içinde kitabesiz üç mezar bulunmaktadır. Binaya ait olduğu ve herhalde kapısı üzerinde
bulunması gereken mermer taş üzerine devrin âdeti gereğince Arapça yazılmış, üç satırlık kitabe bina
içinde, bir köşesi kırılmış halde bulunmaktadır. Kitabenin bu türbeye ait olup olmadığı münakaşa edilmiştir.
Kitabede binayı ifade eden “kabir” kelimesi çeşme manasındaki “ayın” şeklinde de okunabileceği
ileri sürülmüşse de çevrede ve yakın çevre köylerde bu döneme ait bir çeşme kalıntısının bulunmaması
bizim kabri tercih etmemize sebep olmuştur. Emîr Çoban bu çevreye su getirip çeşme yaptırmış olsa
dahi, türbe de kendi adı ile anıldığından bu yapının da bu çevre ile alakalı olan bu emîr tarafından
yaptırılmış olması gerektiğini ortaya çıkarmaktadır. Köylüler bu türbeye “Evliya” demekte idiler. Ancak
son zamanlarda burası için bir “Şemun el-gazi” ismi ortaya atılmıştır. Osmanlı dönemi birçok arşiv
vesikasında burasından “Kulpak köyünde Şeyh Çoban Zaviyesi” olarak bahsedilmekte ve buraya tayini
yapılan zaviye şeyhlerinden bahis bulunmaktadır. Dağ başında veya meskûn mahallerde eski türbelerin
birçoğu zaviye (tekke) olarak da kullanılmıştır. Nitekim bu türbenin yakınında bulunan “Omuzu Güçlü”
türbesi de zaviye olarak geçmektedir.
Kitabeyi kabir olarak okursak tercüme şöyle olmaktadır: “Bu kabir’in imarı, Kılıç Arslan’ın oğlu büyük
sultan, fatih Gıyaseddin Keyhüsrev’in günlerinde Emîr Çoban tarafından emredildi, sene altı yüz seksen”.
Keyhüsrev Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin Keyhüsrev (1266-1284) olup kitabe tarihi milâdî olarak
1282 yılına tekabül etmektedir.
Türbe bugün kısmen onarılmış ve bozuk şekilde bir yol açılmıştır. Halen önemli bir ziyaretgâh olarak
varlığını devam ettirmektedir.